Hayal Kurmayı Unutan Çocuk
Bir zamanlar, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş küçük ve sessiz bir kasabada Aras adında bir çocuk yaşardı. Bu kasaba öyle huzurluydu ki sabahları kuş sesleriyle uyanılır, akşamları gökyüzü yıldızlarla süslenirdi. Çocuklar sokaklarda oyun oynar, ağaçların gölgesinde hayaller kurardı. Ancak Aras diğer çocuklardan biraz farklıydı. Çünkü o artık hayal kurmayı unutmuştu.
Eskiden Aras’ın rengârenk düşleri vardı. Bir gün gökyüzünde uçan bir geminin kaptanı olacağını düşünür, başka bir gün denizlerin altında kayıp şehirler keşfedeceğini anlatırdı. Odasının duvarlarını kendi çizdiği fantastik haritalarla doldurur, bulutlara bakıp türlü hikâyeler uydururdu. Ama zaman geçtikçe içinde bir sessizlik oluşmaya başladı.
Okul, ödevler, sürekli “gerçekçi ol” diyen insanlar ve hiç bitmeyen telaş Aras’ın içindeki hayal ışığını yavaş yavaş söndürdü. Artık ne gökyüzüne uzun uzun bakıyor ne de yıldızlarla konuşuyordu. Çevresindeki herkes bunu fark etmese de annesi oğlundaki değişimi hissediyordu.
Bir akşam annesi, Aras’ın pencerenin önünde sessizce oturduğunu gördü.
“Ne düşünüyorsun?” diye sordu yumuşak bir sesle.
Aras omuz silkti.
“Hiçbir şey…”
Annesi gülümsedi ama gözlerinde hafif bir hüzün vardı.
“İnsan bazen hiçbir şey düşünmediğini sanır,” dedi, “ama kalbinin içinde kaybolmuş bir hayal olabilir.”
Aras bu sözleri pek anlamadı. Çünkü uzun zamandır hayal kelimesini bile düşünmüyordu.
O gece kasabanın üstüne yoğun bir sis çöktü. Rüzgâr garip şekilde uğulduyor, ağaç dalları sanki bir şey anlatmaya çalışıyordu. Aras yatağına uzandı ama uyuyamadı. Tam gözlerini kapatacağı sırada odasının köşesinde hafif altın renkli bir ışık belirdi.
Önce korktuğunu sandı. Fakat ışık yavaşça büyüdü ve küçük bir kuşa dönüştü. Kuşun tüyleri ay ışığı gibi parlıyor, gözleri zümrüt gibi ışıldıyordu.
“Sonunda seni buldum,” dedi kuş.
Aras şaşkınlıkla yatağında doğruldu.
“Sen… konuşabiliyor musun?”
“Evet,” dedi kuş. “Ben Unutulmuş Hayaller Ormanı’ndan geldim.”
Aras bunun bir rüya olduğunu düşündü.
“Ben artık hayal kurmuyorum,” dedi sessizce.
Kuş başını eğdi.
“Biliyorum. Zaten bu yüzden buradayım.”
Kuş pencereye doğru uçtu.
“Benimle gelir misin?”
Aras önce tereddüt etti. Ama içinde uzun zamandır hissetmediği bir merak kıpırdadı. Sessizce pencereyi açtı ve kuşu takip etti.
Kasabanın dışındaki eski patikadan ilerlediler. Sis gittikçe yoğunlaşıyor, gece daha gizemli bir hâl alıyordu. Bir süre sonra Aras daha önce hiç görmediği dev bir kapının önüne geldi. Kapının üzerinde altın harflerle şu yazıyordu:
“Hayal kuranlar asla yolunu kaybetmez.”
Kapı ağır ağır açıldı.
İçerisi büyüleyici bir ormandı. Ağaçların yaprakları mavi ışık saçıyor, çiçekler melodiler fısıldıyordu. Havada uçuşan küçük ışıklar sanki yıldız parçaları gibiydi.
Aras hayranlıkla etrafına baktı.
“Burası gerçek mi?”
“Kimi insanlar için gerçek değildir,” dedi kuş. “Ama hayal etmeyi bilenler için her şey mümkündür.”
Ormanda yürürlerken farklı çocuklarla karşılaştılar. Bir çocuk gökyüzüne resimler çiziyor, başka biri bulutlardan müzik yapıyordu. Herkes mutlu görünüyordu.
Aras onları izledi ama içinde tuhaf bir boşluk vardı.
“Ben böyle hissedemiyorum,” dedi üzgünce. “Sanki içimde hiçbir renk kalmamış.”
Kuş onu büyük bir gölün kenarına götürdü. Gölün suyu cam gibi parlaktı.
“Bu göle bak,” dedi.
Aras suya baktığında kendi yansımasını görmedi. Onun yerine küçük hâlini gördü. Elinde tahta bir kılıç vardı ve kahkahalarla koşuyordu. Sonra başka görüntüler belirdi. Gökyüzüne çizdiği hayali şehirler, yazdığı küçük hikâyeler, yıldızlara isim verdiği geceler…
Aras’ın gözleri doldu.
“Bunları unutmuşum…”
Kuş yavaşça konuştu:
“Hayaller hiçbir zaman tamamen kaybolmaz. İnsan sadece onları duymayı bırakır.”
Tam o sırada ormanın içinden karanlık bir gölge yükseldi. Hava soğudu. Çiçeklerin ışıkları sönmeye başladı.
“Bu da ne?” diye sordu Aras korkuyla.
“Korku ve umutsuzluk,” dedi kuş. “İnsanlar hayal kurmayı bıraktıkça güçleniyor.”
Karanlık gölge büyüdü ve ormanın üstünü kaplamaya başladı. Çocuklar korkuyla geri çekildi.
Aras’ın kalbi hızla çarpıyordu. Kaçmak istedi ama kuş ona baktı.
“Ormanı ancak sen kurtarabilirsin.”
“Ben mi? Ama nasıl?”
“Tek yapman gereken yeniden hayal etmek.”
Aras gözlerini kapattı. İlk başta hiçbir şey olmadı. Sonra çocukken kurduğu hayalleri düşündü. Gökyüzünde uçan gemileri… konuşan yıldızları… iyiliğin kazandığı masalları…
Bir anda ellerinden altın renkli ışıklar yükselmeye başladı.
Ormanın dört bir yanında renkler yeniden canlandı. Ağaçlar parladı, çiçekler açtı. Karanlık gölge yavaş yavaş dağıldı.
Aras gözlerini açtığında gökyüzü binlerce yıldızla ışıldıyordu.
Kuş gülümsedi.
“Gördün mü? Hayal kurmak sadece oyun değildir. İnsan ruhunun ışığıdır.”
O gece Aras uzun süre ormanda kaldı. Oradaki çocuklarla konuştu, yeni hikâyeler dinledi. İçindeki boşluk artık yok olmuştu.
Sabah olduğunda kendini tekrar odasında buldu. Her şey normal görünüyordu ama Aras artık aynı çocuk değildi.
Hemen masasının başına geçti. Uzun zamandır dokunmadığı boyalarını çıkardı. Defterine yeni dünyalar çizmeye başladı.
Annesi odaya girdiğinde oğlunun gözlerindeki ışığı fark etti.
“Sanırım birisi yeniden hayal kurmaya başlamış,” dedi gülümseyerek.
Aras başını kaldırdı.
“Anne,” dedi heyecanla, “sence insanlar hayallerini neden unutuyor?”
Annesi pencerenin dışındaki gökyüzüne baktı.
“Çünkü büyürken bazı şeylerin imkânsız olduğuna inandırılıyorlar. Ama gerçekten güçlü insanlar, içindeki çocuğu kaybetmeyenlerdir.”
O günden sonra Aras değişti. Derslerini yine yaptı, sorumluluklarını yerine getirdi ama artık gökyüzüne bakmayı unutmadı. Bulutlardan hikâyeler çıkardı, yıldızlara yeni isimler verdi.
Kasabadaki diğer çocuklar da onun anlattığı masalları dinlemeye başladı. Kısa sürede herkes yeniden hayal kurmanın ne kadar güzel olduğunu hatırladı.
Ve yıllar sonra bile insanlar Aras’ı şöyle anlatırdı:
“Bir zamanlar hayal kurmayı unutan bir çocuk vardı. Ama o, kaybettiği ışığı yeniden buldu ve başkalarının kalbini de aydınlattı.”
Çünkü bazı insanlar büyüdükçe hayallerini kaybederdi. Ama gerçekten mutlu olanlar, içlerindeki hayal ışığını koruyabilenlerdi.




